Dokunaklı Sözler

dokunaklı sözler

Dokunaklı sözler yazımızda acıtan en dokunaklı sözler, dosta dokunaklı mesajlar ve akrabaya dokunaklı laflar bulabilirsiniz.

Dokunaklı Sözler

Dayanmak acıdır, dokunur kalbe. Dirayetli ol, demek kolay gelir insana eğer acı her taraftan sarmamışsa insanı. Sarmışsa da kolay gelir aslında, sadece ağızdan çıkan bir iki söz sonuçta. Ama neye dayanmak kolay ki? Ayrılık, ölüm, kaybolmak, bir çocuğun elinden alınan şeker… İşte görüldüğü gibi bir çocuğun elinden alınan şekerde kaybolmak ayrılık gibi bir ölüm olduğu zaman zordur, dayanmak.

Kalbine ellemek vardı mecazen de olsa. Kalbe dokunmak kadar güzel bir şey mi var? Bak yalnız kalbe dokunan şiirleri derlemiş İskender Pala kalp adlı kitabında, sırf insanların kalbine dokunmak adına. Yani zor değilmiş kalbe dokunmak İskender Pala açısından. Bu konumdan bakınca kalbe dokunmak uzun bir yolun ilk adımından itibaren sırayla acı, ihtiras, hüzün, imkânsızlık, vuslat ve hiçten oluşmuş bir çemberde dolaşmak gibi duruyor, ama İskender Pala için kolay.

Düşünmeyince var olmazmışım. Descartes sürekli düşünmüş sanırım, düşünmüş ki sürekli var olmuş. Ya da öyle sanmış kendini. Ya düşününce var olmayan şeyler var olsaydı, hayal dünyasında yaşamaz mıydık? Sanırım bu durumda Descartes hayal dünyasında yaşıyor, düşünüşe bakılırsa. Ama gerçek dünyaya bakarsak kalbe dokunmayınca var olmuyor insanlar. Kendilerini kalpte yaşamaya bağımlı görüyorlar, kalpte yaşamayınca kendilerini var olmamış addediyorlar. Yani Descarte ne demiş umursamayanlar kendi realist savlarını ortaya atıyorlar: Bir kalpteyim o halde varım.

Daha fazlası için Ağır Sözler

Dene dene nereye kadar kaybediş. Vuslatın acısından bile beter bu. Sürekli beklenen bir trenin bir türlü gelmek bilmeyişi gibi. Ya da hiç tren olmaması halde otobüs durağında tren ya da tramvay beklemek gibi. Bir şey bekleniyor ama beklenen şey beklenildiği gibi değil. Kaybedilen şey sevgi, vuslatın acısından beter olan şey sevgiyi kaybediş, otobüs durağında beklenen tren ise yanlış sevgi. Beklenen şey, sürekli gelmek bilmeyen tren olan, doğru sevgi.

Karanlıktan korkar gibi korkar insanlar sevginin karanlıklarından. Çepeçevre yılanlarla sarılmak bile daha kolay gelir. Sürekli bir ışığın parlaması beklenir kendi kendine. Ama bilinir ki sevginin karanlığı acı vermez insana, sadece korkutur. Korku geçicidir, ama acı, sevgiyi kaybediş, benzersiz bir geçmeyen bir korku olur insan için, yanlış ve acı kaybedişlerde sevgiyi.

Damla damla yağıyor, nedense yağan yağmur değil, bir umudun sönüşü. Damlaya damlaya göl de olmuyor umudun sönüşü, sonlu bir damlayış bu. Son demlerini yaşayan bir çocuğun gözlerinden akması beklenirken bu yağış, koskoca bir yetişkinin tutunamayışı ve eksile eksile bitmesinin getirdiği sönüşün yağışları oluyor. Bu umudun sönüş nedeni ise ruhi insaniyetinin kırbaçlanarak tekrar tekrar öldürülmesi. Hal bu ki bu yetişkin bir profesördü.

Dokunaklı Mesajlar

Bir çiçeğin filizlenişi, serpilişi ve soluşunu bilir misiniz? İnsanın bu serpilişten örnek alması gerekir. Fiziksel olarak değil, öyle sanmayın. Bu ibret şudur ki sürekli ruhun ringden galip ayrılması beklenemez, ruh değişkendir. Sürekli mutlu ve iyi olamazsınız bu doğaya aykırıdır. Bazen çiçeğin filizlenişi gibi filizlenir kalbiniz. Bazen de döker tüm marifetini ortaya çiçeğin serpilişi gibi serpilir. Bazen de solar gider kalp ama bu soluş bir son değildir. Çiçek de solduktan sonra doğaya kendini bırakır. Sonra yine sevinir, tüm marifetlerini ortaya döker sevinçten, ondan sonra da yine üzülür ve kendini toprağın narin ellerine bırakır.

Yazarların dokunaklığını tatmak isterdim, lezzetin doruklarında gezmek. O hissi duygunun kelime kelime satırlara nakşoluşunu bilmemek büyük ihtiras yaratıyor bende. Düşünsenize Necip Fazılı, Melih Cevdet Anday’ı, Atila, Orhan Veli ya da ilk kadın şair Sapphoyu. Ya da romancıları düşünün Flauberti, Macbetin yazarını, Reşat Nuri, Peyami Safa, Orhan Pamuk veya İnce Memedin yazarını. Tüm o kafiye ve insanları çeken cümlelerin büyüsünü düşünürseniz siz de fark edeceksiniz, tatmak isteyeceksiniz.

Üzüntüye düşmanlık furyası üzüntünün kalbini kırıyor bence. Neden üzüntü düşmanılar ki insanlar. Bence üzüntünün çekiciliği mutluluğa nispeten daha fazla. Hem herkes mutlu olmak istiyor. Neden mutluluk bu kadar isteniyor nedenini söyleyeyim. Aslında insanlar mutluluk nedir bilmediğinden bir hayalinde peşinden koşuyorlar. İşte bu yüzden mutluluk bu kadar isteniyor, bir hayal olduğu için. Ama üzüntü salt gerçeklikten ibaret, bu yüzden acının büyük bir albenisi tekrar tekrar yaşanmak istenen tutkulu, tarif edilemeyen bir yönü var.

Herkes bir kalbin ihtiraslarından sıyrılmak ve bir kalbin müdavimi olmak ister. Ama kalp müdavimi olmak ne kalbe dokunmak ne de o kalbin sahibi olmaktır. Bir kalbe dokunmak için önce o kalple bütünleşmek daha sonra ise kalbi çift kullanıma açmak lazım. Bütün bir çift kalp sahibi olmak lazım.

Şiirlerin muazzamlığına hayran kalmak, fantastik. Düşlerde erişilmek istenen ve bir türlü erişilmeyen, ulaşılmayan, sürekli uzaklaşan varlığa ulaşmak gibi bir şey şiirlerin muazzamlığını hissetmek. Her satırda kendini hissetmek, hatta bizzat senin yazılmış olman, yıllar önce, 2 kıta, muazzamca. Tek kelimeyle fantastik. Çok kelimeyle ya da diğer bir değişle cümleyle, yazılmış olan sen cümlesiyle, benzersiz.

Dokunaklı sözler yazımızın sonuna geldik.

.

Bir cevap yazın